Atölyeyi Ben Kurduğumu Sanıyordum


GAMZE ÇETİNKAYA DÖNMEZ
Seramik Sanatçısı | altclea Kurucu Ortağı
Atölyeyi Ben Kurduğumu Sanıyordum
Atölyeyi açarken amacım oldukça basitti.
Çalışabileceğim bir alanım olsun istiyordum.
Bir masa, bir fırın, birkaç raf ve üretim için gerekli düzen…
Açıkçası yıllar sonra dönüp baktığımda, bu kararın hayatımı değiştireceğini bilmiyordum.
Çünkü ben atölyeyi kurduğumu düşünüyordum.
Bugün ise başka bir şey görüyorum.
Atölyeyi kurarken değişen yalnızca mekân değilmiş.
Ben de değişiyormuşum.
Fransız düşünür Gaston Bachelard, mekânların yalnızca içinde yaşadığımız fiziksel alanlar olmadığını söyler. Ona göre bazı mekânlar zamanla anılarımızı, alışkanlıklarımızı ve hatta kimliğimizi şekillendirir.
Uzun süre bu düşünceyi yalnızca güzel bir fikir olarak görmüştüm. Ancak yıllar geçtikçe bunun ne kadar gerçek olduğunu fark etmeye başladım.
Çünkü bir atölye yalnızca üretim yapılan bir yer değildir.
Orada insanlar tanışır.
Bilgiler paylaşılır.
Yeni fikirler ortaya çıkar.
Bazen bir sohbet, aylarca üzerinde çalışılacak bir projeye dönüşür.
Bazen hiç planlanmamış bir karşılaşma, yeni bir dostluğun başlangıcı olur.
Geriye dönüp baktığımda atölyenin bana yalnızca çalışma alanı sunmadığını görüyorum.
Bu mekân sayesinde yeni insanlar tanıdım.
Farklı sanatçılarla bir araya geldim.
Yeni düşünme biçimleriyle karşılaştım.
Bazı projeler geliştirdim.
Bazı hayaller kurdum.
Bazılarından vazgeçtim.
Bazılarının ise hiç ummadığım kadar büyüdüğünü gördüm.
İşin ilginç tarafı şu:
Başlangıçta bütün bunların atölyenin içinde gerçekleşeceğini düşünüyordum.
Oysa zamanla anladım ki atölye yalnızca olayların yaşandığı bir yer değilmiş.
Onların gerçekleşmesini mümkün kılan şeylerden biriymiş.
Belki de bu yüzden bazı mekânlar bir bina olmaktan çıkar.
Kendi hafızasını oluşturmaya başlar.
İnsanların bıraktığı izleri taşır.
İçinde yaşananları biriktirir.
Ve zamanla o mekânın ruhundan söz etmeye başlarız.
Bugün atölyeme baktığımda duvarları, rafları ya da kullandığım ekipmanları görmüyorum.
Daha çok insanların bıraktığı izleri görüyorum.
Üretilen işleri değil, o işlerin etrafında oluşan hikâyeleri hatırlıyorum.
Belki de bir mekânın gerçek değeri burada saklıdır.
İçinde bulunan eşyalarda değil, dönüştürdüğü insanlarda.
Başlangıçta atölyeyi ben kurduğumu düşünüyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki o da beni kurmuş.
Ve sanırım bazı mekânların en büyük eseri, içinde üretilen işler değil; içinde değişen insanlardır.











