BETÜL AYTEPE SERİNSU “Benim pratiğimde kontrol ile tesadüf birbirini besleyen iki güç olarak işlev kazanıyor”.

BETÜL AYTEPE SERİNSU
“Benim pratiğimde kontrol ile tesadüf birbirini besleyen iki güç olarak işlev kazanıyor”.
Çalışmalarınızda doğa unsurları ile içsel deneyimler arasında güçlü bir bağ hissediliyor. Bu ilişkiyi kurarken çıkış noktanız daha çok gözlem mi, yoksa sezgisel bir süreç mi?
“Doğadaki nesneler, hissedilen duygular sanatçı için potansiyel bir eserdir; kültür ve deneyimlerle beslenen bu birikim, zamanla ilham kaynağına ve esere dönüşür.”
Zamanın malzeme üzerinde bıraktığı izler, doğanın katmanlı dokusu ve renklerin dili açık bir görsel heyecandır. Gözlem ve sezginin eş zamanlı işleyen iki güç olduğuna inanıyorum; tüm bu ögeler zihnimde birikerek olgunlaşmaya başlıyor. Seramik malzemeyle nasıl bir forma ya da anlatıya dönüşebileceklerini sorguladığımda ise gerçek oluşum süreci kendiliğinden açılıyor. En büyük şanslarımdan biri, milyonlarca yıllık jeolojik oluşumların şekillendirdiği Kapadokya'da yaşıyor olmak. Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu topraklar, geçmişin izlerini derinden hissettiren naif bir yaşanmışlık taşıyor. Zaman kavramı, kültürel miras ve malzemeyle kurduğum bu diyalog; çağdaş bir estetik anlayışla ve seramiğin diliyle bütünleşerek eserlerime yansıyor.
Uluslararası deneyimleriniz, sanat hayatınızda size neler kattı?
MEB Yabancı Hükümetler bursları kapsamında Macaristan ve Çin'e porselen üzerine artistik uygulamalar yapmak üzere gittim. Macaristan'ın Kecskemét şehrindeki Uluslararası Seramik Stüdyosu'nda Herend porselen çamuruyla tanıştım; üç aylık heyecanlı maceramın sonunda ilk kişisel seramik sergim Lyric Integration'ın (İçsel Bütünleşme) bir bölümü bu özel porselen çamuruyla şekillendi. Çin'de bulunan ve porselenin başkenti Jingdezhen'de yaklaşık beş ay kaldım. Köklü bir medeniyetin kültürü içinde, mavi beyaz porselenlerin arasında geçirdiğim bu süreç hem kendimi hem de sanatsal kimliğimi bulmak adına bir dönüm noktası oldu. Seramik alanında o dönemde Jingdezhen'e giden ilk Türk olmak ve ülkemi orada temsil etmek, kariyerimde ayrı bir anlam taşıyor. Türkiye'ye döndükten kısa süre sonra Hunan'daki Liling Seramik Vadisi Müzesi'ne davet edildim. Dev boyutlu seramik formlardan oluşan bu müze için bir enstalasyon tasarladım ve uzun soluklu bir çalışmanın sonunda montajı tamamlandı. Yeni yerler görmek, yeni kültürleri tanımak her insan için değerlidir; sanatla uğraşan biri için ise bir zorunluluktur. Ruhunu tazelemek, tasarım yetisini beslemek ve gelişmek için başka türlü bir yol bilmiyorum. Bu önemli sanat merkezlerinde geçirdiğim süre boyunca pek çok farklı ülkeden sanatçıyla iletişim kurarak, harika dostluklar edindim, sanatın sınırsızlığını ve çeşitliliğini bizzat deneyimleme fırsatı buldum.
Biraz da projelerinizden bahsedebilir misiniz?
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi kapsamında iki ayrı projede araştırmacı, NEVÜ İhtisaslaşm

a Koordinatörlüğü bünyesinde yürütülen iki projede ise hem araştırmacı hem yürütücü olarak görev aldım. Yürütücülüğünü üstlendiğim son projede Nevşehir'e özgü volkanik tüf taşlar sırlanarak sanat nesnesine dönüştürülmüş; taşın yalnızca fiziksel nitelikleri değil, coğrafi ve kültürel katmanları da eserin anlatım diline dahil edilmiştir. Bu bilimsel-sanatsal çalışmaların odağında sürdürülebilirlik yer almakta; önemli seramik merkezlerinden biri olan Avanos'un yerel doğal kaynakları incelenerek sanatsal üretime kazandırılmıştır. Bölgeye duyduğum aidiyet, köklere olan bağ ve akademisyenliğin verdiği sorumlulukla araştırmalarımı geliştirmeyi, farkındalık oluşturmayı önemli buluyorum.
Seramik üretim sürecinde malzemenin kendi davranışı çoğu zaman belirleyici olur. Pratiğinizde kontrol ile tesadüf arasındaki denge nasıl şekilleniyor ve bu disiplinler arası çalışmalarınıza nasıl yansıyor?
Benim pratiğimde kontrol ile tesadüf birbirini besleyen iki güç olarak işlev kazanıyor. Jingdezhen'de porselen çalışmalarıma başlamadan önce şehri, insanlarını ve geleneksel yaşamı tanımak için bölgeyi dolaştım. Geleneksel bir köyde eski bir evin çatısından düşmüş kiremitlerin yerde durduğunu gördüğümde sahibinden izin isteyerek aldım; yılların izini taşıyan o üç parça, çalışmamı tamamlayan bir bütüne dönüştü. Başka bir seyahatte de dokusuyla beni derinden etkileyen kaya parçalarından taşıyabileceğim büyüklükte olan iki parçayı şehirlerarası atölyeme taşıdım; bir adanın yanında yüzerken fark ettiğim, işlevini yitirmiş ağaç kabuklarını ise sırtımda yüzerek çıkardım. Kayaların ve ağaç kabuklarının alçı kalıplarını alarak döküm yaptım, özgün kompozisyonlar ortaya koymak istedim. Malzeme benim için sıradan bir araç değil; sanatsal potansiyeli olan, bağlamından ve geçmişinden anlam taşıyan bir varlıktır. Bir malzemenin sanata katkı sağlayacağına inandığım anda tasarım ve şekillendirme süreci kendiliğinden hızlanıyor. Seramik çalışmalarımın yanı sıra atık camlarla füzyon pişirimler gerçekleştiriyorum. Cam yalnızca bir malzeme değil; zamanla, ışıkla ve insanla ilişki kuran öznel bir yapıdır. Son dönem çalışmalarımda; şekillendirdiğim sanat seramiğinin ve camın doğal dokusunu ve organik formunu dijital müdahalenin hassasiyeti ile bir araya getirerek fotomanipülasyon üzerine çalışmaya başladım. Disiplinler arası düşünmek, sınırları zorlamak, yeni ifade alanları açmak; bunlar benim için her zaman öncelikli alanlar olmuştur.
İşlerinizde yüzey ve doku önemli bir ifade alanı oluşturuyor. Bu yüzey dili sizin için anlatımın merkezinde mi, yoksa formun tamamlayıcısı mı?
Özellikle seramik çalışmalarımda dokuyu bilinçli bir tercih olarak kullanıyor ve anlamlı bir dil kurma çabasına giriyorum. Bağlamından Kopmak ve Doku’nuş adlı kişisel seramik ve cam sergilerim bu arayışın somutlaştığı yerdir. Benim için anlamlı olan nesneleri toplayarak ya nesnenin kendisini ya da dokusunu kullanarak onu kendi bağlamından, bulunduğu mekândan, yolundan, zamanından alarak yeni bir serüvene çıkarıyorum. Bu nesneler seramik ve camla buluştuğunda yeni bir bağlama, yeni bir anlama ve yeni yüzeylere dönüşüyor.
İzleyiciyle kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? İşlerinizin doğrudan bir anlam iletmesini mi, yoksa izleyicinin kendi yorum alanını kurmasını mı önemsiyorsunuz?
Sanatsal pratiğimde malzemenin doğasından gelen kırılganlık belirleyici bir yer tutuyor; denge, hassasiyet ve duygu iç içe geçerek işlerimin temel dokusunu oluşturuyor. Nesnelerin bağlamları değişerek yeni formlara taşındığında ve bu dönüşüm izleyicide yeni duygular uyandırdığında, çalışma gerçek anlamına ulaşmış oluyor. Aynı formun varyasyonlarını tekrarlamak yerine malzeme çeşitliliğini, farklı pişirme yöntemlerini, yeni form ve şekillendirme tekniklerini kullanmayı ve o heyecanı yaşamayı tercih ediyorum. Organik yapıları tercih ederken aynı zamanda geometrinin keskin hatlarını kullanarak dinamik arayış içinde oluyorum. İzleyiciyi doğrudan bir anlama hapsetmek yerine, bu biçimsel ve duygu çeşitliliği içindeki gizli bağlantıları keşfetmeye davet ederek, eserin kendi deneyim süzgecinden geçip kişisel bir anlam kazanacağı özgür bir yorum alanı açmak istiyorum. Sabit ve değişmez bir mesaj iletmekten çok, her izleyicinin kendi duygusal ve deneyimsel dünyasıyla esere farklı bir anlam katmasını önemsiyorum. Benim için izleyicinin eserle kurduğu fiziksel mesafe ve o mesafenin yarattığı algısal deneyim, işin tamamlayıcı bir parçası haline geliyor.








